25 Şubat 2009 Çarşamba

en güzel doğum günü hediyesi =0)

kuzucum yine bize hediyeler vermeye devam ediyor. bu sefer biraz cömert davrandı =0)
doğum günüme yetiştiremese de gecesine 1 değil tam iki diş birden çıkarttı yavrucum...
kaç zamandır ha çıktı ha çıkacak diye beklediğimiz üst sağ ön ve yanındaki diş bugün bir baktım ki çıkmış. kuzucum annesine verilecek bir hediyeyi az görmüş olmalı ki iki tane birden vermiiişşş, sanırım o da gecikme özürü =0)
hemen anneanne arandı, hala arandı ve müjdeli haber verildi, beklenen dişler sonunda geldi diye =0)
hadi bakalım 6ladık dişleri, darısı 4 katına =0)

5 Şubat 2009 Perşembe

3.postaaaa =0))))


çok sancılı dönemler geçirip, ha geldi ha gelecek diye geceleri bir uyuyup, iki uyanıp, dişetleri su toplamış gibi şişen ve belliki çok ağrı çeken kuzumun sol üst dişi en beklenmedik şekilde, güle oynaya geldi.. ne mutlu =0).....
akşam otururken hadi fotoğraf çekelim deyip ayaklandığımızda, mercanın coşması üzerine bir de güzel videolar çekme şansı yakaladığımız bu akşam bir de farkettik ki o güzel incilerden 3.sü sol üst tarafa yerleşivermiiiişşş...
amaannn da ne güssseellll, hoyydee hhaayyddee ne güzelllll =0))))

30 Aralık 2008 Salı

2.hediye

kuzum ilk dişi için bizi çok bekletti ama 2.si için beklememize fırsat vermeden yeni bir hediye verdi bize. ilk incinin yanı başında ikinci bir minik inci...
yani yılbaşı üzeri bir hediye bana bir hediye babasına =0)....
sagol benim minik fasulyemmm....

29 Aralık 2008 Pazartesi

diş perisi bize de geldiiiii

aylardır suren uzuuun sıkıntıların, huysuzlukların ardından diş perisi bu akşam bize de geldi, ve nihayet mercanımın sol alt tavşanı az once patladı.
mutluyuz, umutluyuz =0)
şu anda yerde kendi kendine renkli küpleri ile oyun oynuyor...
canım kızım geçmişş olsun =0))

13 Temmuz 2008 Pazar

ta ta ta taaaaaaaaaaaammmm....



yazacak çok şey birikti, unutulanlar da bir o kadardır herhalde. ama artık biryerden başlamak gerek motivasyonuyla aldım klavyeyi elime...
doktorumun erken gelir bu bebek demesiyle heveslenen bizler, 40. haftanın dolmasına 3 gün kaldıgında artık 4 değil 14 gözle bekler olmuştuk bebeğimizi. hele ben sancının teorik tarifini hiçkimselerden alamamış, aldığına doyamamamış biri olarak, ağrı eşiğimin yüksek olmasının verdiği, ya sancımı anlamazsam da hastaneye yetişemezsek korkusuyla(kimselere çaktırılmayan bir profesyonellikle:0)), malum mecidiyekoy'de oturup ümraniye'de doğurmayı düşünen biri olarak ne zaman gelecek, neye benzeyecek, anlayacakmıyım acaba diye diye günleri geçirdim.
ta ki 7 mayıs gecesi kocam kocamanım savaşımla oturmuş televizyon seyrederken tam 23:30da biri kasığımda, biri belimde beni kesen iki bıçak hissetim birden. işte o ara herkeslerin geldimi anlarsın dediği sancının o sancı olup olmadığını anlamak için saate baktım ve paniklemesin diye de savaşıma çaktırmadım. çünkü sancı denilen hadise bu kadar da hafif olmamalı ya da bu kadar kısa sürmemeliydi. bir sonraki sancıda yine saate baktım ve arası tam bir saatti, oo dedim kendi kendime daha var gelmesine. çaktırmadan içeri gidip giyeceklerimi hazırladım sessizce.yine savaşıma çaktırmadan hadi yatalım artık, uykum geldi dedim ve yatağa doğru yollandık. ben yarı uyur yarı uyanık, bir gözüm sürekli saatte, savaş hiçbirşeyden habersiz horul horul =0)... baktım yarım saatte bire düştü, 20 dakikada bire ve sabah 6 civarında 15 dakikada bire. e oyle olunca kalktım, geçtim oturma odasına yine aşkumu uyandırmadan. saat 8e kadar baktım gerçekten bizim bebek gelecek, şaka değil, aradım doktorumu. konuşma bi hayli komik gerçekleşti...
-Ferda hanım gunaydın, esma ben, uyandırmadım umarım
-yok esmacım, sana da günaydın, hayırdır?
-bizim bebek gelmek istiyor sanırım, sancılarım 15 dakikada bire indi.
-ay sen bir de karşıda oturuyordun, değil mi?
-evet mecidiyeköy'de
-e ne bekliyorsun hadi çık, çabuk gel bekliyorum..
e hadi bakalım dedim kendi kendime, gittim aşkumun yanına ne söyleyeceğimi bilemeden, aslında bi hayli heyecan yaptım, ne de olsa beklenen gün nihayetinde gelmişti. aşkum dedim hadi gel şu çocuğu yapalım.. =0)
savaş'ın yataktan bi fırlayışı var, sahi mi diye haykırarak, kaydedilmesi şarttı sahidende...
sen giyin dedim, ben bir duş alayım. iki sancı arası duşumu aldım, iki sancı arası yatağımızı topladım, iki sancı arası giyindim ve iki sancı arası merdivenlerimizi inip arabaya oturdum =0). sabah trafiğiyle, güle oynaya, inanması zor ama sancılıyken bile güle oynaya hastaneye ulaştık, ferda hanıma çıktık. baktım o benden heyecanlı, sanırım bu güne kadar onu inandıramamıştım normal doğum yapacağıma. hemen muayene etti, kafası çok basıyor bunun eğer açılsaydı çatın evde doğurur bana kordon kestirmeye gelirdin dedi, sanırım beni rahatlatmaya çalışıyordu ya da kendisini =0).
hemen yan binaya geçtik, aşkum beni 406 no'lu odaya çıkarttı, hastabakıcı geldi, aşkum yatış işlemlerini yaptırmak için aşağıya indi. hastabakıcı bana o facia onlüğü giydirdi, hani oranı buranı bir türlü kapatamadığın. o ara savaş geldi, başladı fotoğraf çekmeye, sancılı suratın nesi çekilirse.. gerçi sonra bi hayli eğlendik o fotoğraflara bakarken. hemşire geldi, hal hatır sordu, nst'ye bağladı, gitti. sonra ferda hanımla birlikte yine geldi, ferda hanım hal hatır sorarken, hemşire de bana damar yolu açtı, suni sancı mı diye sordum, hayır destek olacak açılmana dedi. gittiler. bu arada savaş annelere haber vermek istemişti hastaneye gelirken, ben istememiştim, çünkü ne kadar bekleyeceğiz belli değil hastanede. e onlar da sancılanmasın benimle diye düşündüm. ama savaş bir daha sorunca baktım saat 11e geliyor, benim hastane çantam da annemlerde, e ara bakalım dedim. annem, babak, babaannem 20 dakikayı bulmadı geldiler, annemin içeri girişi akıllara zarar, mehteran takımı gibi bir ileri iki geri =0). babannem sorular soruyor, ben sancılar içinde cevap vermeye çalışıyorum. zehra annem, yani aşkumun annesi de geldi 15 dakikaya kalmadan, o da ağlamaklı, elimi tuttu, başımı okşadı. annemin ağlamasına, benimle ilgilenmesine ağlamıycam diye direnen ben o dakika açtım muslukları, allahtan tazyik hadisesini iyi ayarladım da öyle seller götürmedi ortalığı =0).
bir kaç dakikaya kalmadan ferda hanım geldi, herkesi dışarı çıkarttı. e hadi bakalım doğumhaneye dedi. bir hastabakıcı gelip beni tekerlekli sandalyeyle(niyeyse) doğumhaneye götürürken savaş ortalarda yok, annemden onu bulmasını istedim. meğer babamla stres atma çalışması yapıyorlarmış çay eşliğinde =0)
doğumhane muhabbeti enteresanmış, hatta keyifli bile denilebilir =0) doktorum ve hemşirelerin muhabbetlerine sancı aralarında ben de katılıyordum. savaş da sağ omuz hizamda, bir yandan başımı okşuyor bir yandan da fotograf çekiyor.
fazla detay anlatmadan bir de baktık ki ferda hanım hadi dedi son bi gayret geliyor, ve, kanlar icinde ciyak ciyak bir bebek. doktor makası bebeğin kordonuna dayamış,hemşire bebeği göbeğime koymuş tutuyor ve bir yandan da isim söyleyin diye tutturuyor. savaşımla o şaşkınlık içinde birbirimize baktık, dogacak bebeğimizin cinsiyetini bilmiyorduk ki isim düşünelim, malum göstermemişti kendini bir türlü. erkek olursa çok sevdiğimiz arkadaşımız enginimizin anısına engin koyarız demiştik sadece. bunun etkisiyle savaş engin diyiverdi cinsiyetini bile sormadan =0). engin bebek hoşgeldi, artık göbek adı engin dedi hemşire, kordon kesildi, engincik silinmeye gitti ve bir de ne görsünler... aaaaaaaa bu bebek kız nasıl engin şimdi dedi hemşire, bize de süpriz tabi. hemen kucağıma verdi sonra, elini öptüm, yüzüne baktım, bu bebek bizim mi dedim aşkuma. o anı yazamam, anlatamam. nasıl bir his kelimelere sığdıramam. büyülü birşey, bir mucize. çok sevdiğim, benim diğer yarım olan koccam aşkum savaşımla benim bir kızımız oldu. 1dik 2 olduk, 2ydik 3 olduk. dünyanın en güzel duygusu derler ya, çok klişe ama çok doğru, hiç birşeye benzemiyor, imkanı yok anlatılamıyor.
canım kızım hayatımıza hoşgeldin...

11 Şubat 2008 Pazartesi

28.hafta

sükürler olsun ki glikoz yüklememizin sonuclarını aldık, doktorumuza gösterdik, hiiiiç bi sorun yok. herbişeyimiz normal=0)) görüş günümüz gayet güzel geçti, bebeğim sen gayet güzel gelişiyorsun. koccaman olmuşsun, doktorumuz çok memnun kaldı senin gelişiminden. artık baban ve ben ultrason gorüntülerinden hiç birşey anlamıyoruz, birtek pıtir pıtır atan kalbini seçebiliyoruz. onun için de merakımız günden güne daha da bir artIyor. ama maaşallah çok iyi gidiyoruz..

30 Ocak 2008 Çarşamba

glikoz yüklemesi

bir önceki gönderide bahsettiğim tam kan sayımı ve glikoz yüklemesi için yapılan kan aldırmanın nasıl kan aldırma faciasına dönüştüğünden bahsedeyim biraz..
sabahtan aşkım kocacumla aç karnınıa gittik hastaneye, bir açken bir de glikoz yüklemesi sonrası kan alınacağını bildiğimden kelebek takılmasını rica ettim koluma, damarlarım biraz sorunludur bir daha bulamayabilirsiniz dedim ama doktor ben hallederim alt tarafı iki kere kan alınacak dedi, az biraz daha ısrar ettim ama baktım doktor yanaşmıyor peki dedim sinirlerim bozulmasın diye.
ilkönce daha rahat bulunan damarın olduğu sağ kolumu uzattım, bekliyorum ki çıkartsın artık iğneyi diye ama nerdeeee?!?! doktor bey damar aramasına cıkmışlar sondaj yöntemiyle! nitekim o koldan bir damla bile kan alamadı ve diğer kolunu deneyeceğim dedi, ben yine kelebek dedim, o yine yok dedi, ben yine sustum.. niyeyse!!!
neyse ki o koldan alabildi kanı, bir de kızdı bu damarın daha rahatmış niye ötekini uzatıyorsun diye! bosveeerrr dedim kendi kendime biz bekleme koridoruna yönelirken.
bu arada açlık şekeri normal sınırlar içerisinde çıkarsa 50 gr glikoz ile 1 saatlik test yapıyorlar, benimki de 88 çıktı, gayet normalmiş. bir bardaktan biraz daha fazla bir suya glikozu karıştırıp verdiler. öyle tatlı birşey ki midem bulanmasın diye bir iki dikişte içtim, bir saat fazla hareket etmeden, uyumadan, yatmadan oturarak beklemem gerektiği için sağolsun kocacım gazete yığdı önüme ve tam bir saat gazete okudum, ne ben kendime ne kocacum bana, nasıl durabildiğime inanamadık. neyse bir saat son dakikaları saya saya bitti, ben iyice gergin, içeride bir bebekten kan alıyorlar, sanki bebeğin kanını değil de benim canımı alıyorlar bebek ağlarken, e başladım ağlamaya tabi ben de... sen gelince ben nasil dayanacağım fasulyecim senin ağlamana bilemiyorum, umarım gelirken bana da biraz kuvvet getirirsin, sen ağlarken ben ağlamayayım diye.
sıra geldi banaaa.sol koldan bir deneme, iğneyi içeride evirip çevirmece ve yine damarı bulamamaca... yani ben naapsam, ne desem nafile artık.el üstünden almak zorundayım dedi, hiç sesimi çıkarmadan uzattım elimi, zar zor aldı ordan ve iki yerine dört delik, tansiyon yükselmesi sonucu bayilmaktan zor kurtarma gibi yan etkilerle kaçarcasına uzaklaştık hastaneden... ne o kan aldırıyoruz!!!